Bilezik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bilezik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım, 2011

Bi Gizem, Bi Sır!...

Bizim işlerimiz şöyle bi tereyağında kıl çeker gibi olmaz pek çok zaman...
Önce bi burnumuzdan getirilir...
Sonra zorlanabilecek en son yere kadar zorlanır...
Ama nasıl oluyorsa bu kadar negatifliğe rağmen sonu "çoğu zaman" mutlu sonla biter...
Bu son olayın daha sonunu göremedik.. Görünce detayıyla anlatırım :)...
Ama başından bahsetmek gerekirse geçen hafta "yapmak istediğimiz şeyi" benim yatak döşek hastalanmam yüzünden yapamadık.. 
Bu haftasonu "tamam iyileşiyorum, yapabiliriz" dedik Ongunla.. bu seferde metro çalışmaları yüzünden gideceğimiz yere ulaşımı bizim için bayaaaa bi zor kıldıklarını öğrendik.. 
Ama yok ya! Bu seferlik de ne kadar zorlarsa zorlasın, mutlu sonla bitiricez bu işi..
İş mi ne? Detayı haftaya kolyekolikte :) 

03 Kasım, 2011

Saat 10:45miş.. Yeni Yazıyı Yayınlama Zamanı

Çoook yoğun günler geçiriyorum Camden'da..
Bugün boşum, evdeyim, özlemişim :)
Artık bi Camden'lı oldum diyebilir miyiz? diyebiliriz...
Şikayetçi miyim? hiç diilim...
Daha kafamda Camden'la ilgili cin fikirler var mı?
Tabikiiiii...
Bunu kolyekolikte paylaşacak mıyım?
Plan ortaya çıkar çıkmaz, hem de fotolarıyla :)) 
O zamana kadar herkeste bir merak, bir acaba nedir nedir durumu!!!

27 Ekim, 2011

Çok Ağır!

Offf son 2-3 haftadır ne kadar ağır hayat...
Üst üste bu kadar acı...
Facebookta insanların olaylar karşısında yazdıkları yorumları okuyup dumur olmam!
Hem askerlerimiz şehit olduğunda, hem ÜLKEMİN İNSANLARI depremde hayatlarını kaybettiklerinde...
Buradan yapabildiğim tek şey eve gelir gelmez internetten gazeteleri okumak...
Haberleri okurken ise sonsuz bir acı duymak...
Gazetelerden facebooktan görebildiğim tek şey her ne kadar depremzedelere trilyonlarca yardımlar yapılsa da, şehitler için ağlansa da, bazı insanların kafasında biz çoktaaaan ayrılmışız, haberimiz yok... 
Biz ve onlar olmuşuz... 
Çok yazık... 


Kendi adıma; gelecek günler ne getirirse getirsin "lütfen bu acıları unutmayayım, 2-3 ay sonra hayatlarımız lay lay lom günlerine dönüştüğünde bile bişiler bana bu zor günleri ve sorumluluklarımı hatırlatsın.. bu yaşananlar facebook paylaşımları, bir dönem bloga konu olmuş olaylar olarak kalmasın".



Ne zamandır canım ne bloga yazı yazmak ne de fotoları paylaşmak istiyordu...
Ne demeli?
Bu aşağıdaki bileklikler ilk defa denediğim, tel örme kolyelere set olması için yaptığım bileklikler..
Camden'da tezgahta çektim resimleri, satılmadan paylaşmak için..

30 Eylül, 2011

Anca Yetiştim Herkese!

Ayyy çok heyecanlı!!!
Bugün görgüsüz günümdeyim kusuruma bakmayın...
Uzun zamandır direnmeme rağmen sonunda ben de bi smart phone aldım...
Herşey burada kullandığım sim kartımı telefonuma ters takıp hem sim kartı hem de telefonu yok etmemle başladı..
Ardından bütün numaralarımı kaybettiğim gerçeğiyle yüzyüze kaldım...
Ve sonunda smart phone almaya karar verdim...
Önceleri önyargılıydım bu telefonlara karşı...
Herkesin elinde, insanları daha da asosyalleştirdiğini düşünüyordum...(aslında hala öyle düşünüyorum) (ve bi de facebook, twitter gibi yerlerde insanların sosyalleştiklerini "sandıklarını" da düşünüyorum) (ha bi de hepsinden bende de olmasına rağmen)...
Ama teknoloji girdabı beni de içine çekti ve aldım...
Bugün de hevesli hevesli, telefonumda ilk resmi bilekliklerden birine çekmek istedim...
Hem de biraz afilli efektler katarak :P ...








sevenleri ayırmamak lazım ama ayrıldılar sanki biraz!!! e biz de boşlukları doldurduk :)



28 Eylül, 2011

Bizim Eve Bi Haller Oluyo!!!

Yukarıdaki görüntüyü seyretmenin beni zor zamanımda sakinleştirdiğine karar verdim...
Görüntümüzün ismi "pişmek üzere olan pilav"...
Tam suyu çekerken oluşan göz göz görüntüyü seyretmek inanılmaz hoşuma gidiyo...
Artık siz tahmin edin nasıl bi psikolojide olduğumu!!!..
Sebebi ise aşağıdaki son pişmekte olan pilav resminden sonra.........
Evimizde bir süredir sorunlar yaşıyoruz...
İlk önce mutfak tavanı aktı... Olabilir, herkesin geçmişinde bir tavan akıntısı vardır dedik...
3 hafta sonra gelen ustaya bile sineye çektik...
Ardından 3-4 hafta önce bir gece ansızın gelen bir misafirle salonda karşılaştım...
Korkmam fareden! ...ya... fareydi işte o misafir! kim zannettiniz!
Peşinden koşup yakalamaya çalıştım ama çok hızlı çıktı şeker şey!!!!
3-4 gün kedi farecilik oynadık... Hiç sevmememe rağmen yatarken oda kapılarını kapadık, mutfağa kapanlar, zehirler koyduk... Adam bizimle dalga geçer gibi yanlarından geçti gitti hepsinin...
Sonunda ben Ankara'dayken davetsiz misafirimizle Ongun'un da birebir karşılaşmasıyla (çünkü Onguna göre o zamana kadar o "yazıııık yaaa, küçük şey"di) kesin çözüme ulaştık...
Uzman bir ekip gelip evdeki delikleri keşfedip, içerilerine demir ve fare uzaklaştırıcı jel koyduktan sonra bu beladan da kurtulduk, oh çok şükür, artık evimizde rahatça oturabiliriz derkeeeeeen, refahımız sabah duyduğum "tap tap tap" sesiyle bir kez daha bozuldu!!!!
Tap tap tap = Üst komşudan bizim gardrobumuzun içine su akıyor sesi!!!
Artık bütün sinir katsayılarım tavan yapmış durumda...
Sanırım bu ev ömrünü artık doldurdu...
Artık aramızda hiçbir sevgi bağı kalmadı...
En azından benim tarafımda kesinlikle durum bu!!!
Evin bizim için neler hissettiğini bilemicem ama bu kadar sorundan sonra onun da favori ev sahipleri olduğumuzu düşünmüyorum!!!
Aşağıdaki bileklik de "tap" sesinden az önce huşu içinde bitirdiğim yeni bileklik...
Cam boncukları anneciiiiiiim Ankara'dayken aldı..
Kare kare olan bu camları ben çok sevdim...

11 Ağustos, 2011

Sefilleri Oynadım 3 Gün Desem Yeridir...

O kadar çok isterdim ki şöyle mutlu mesut bi post yazmayı..
Ama malesef nasıl üşüttüysem Pazar günü marketta, 3 gündür yatak döşek yatıyorum..
Neyseki bu sabah Ongun Malezya'dan döndü ve gelir gelmez beni bakım kürüne soktu :)
Önce güzeeeel bi kahvaltı, ardından vitaminli ilaç bombardımanı..
NHS e gitmeyi aklımdan bile geçirmedim yalnız kaldığımda.. çünkü gribal durumlarda sadece telefondan destek veriyo arkadaşlar saolsunlar :)
Türkiye'den getirdiğimiz ilaçlarla küçük bi eczane kurduk diyebilirim eve :)
Biran önce toparlanıp, iyileşmek öncelikli planım :)

Geçen haftaki satış durumundan bahsedersek yeni bilekler beni bayaa mutlu etti..
Ama bileklikleri geçen şey ise tel örme kolyelerim oldu... Peynir ekmek misali gittiler...
Bi sonraki hedefim tel örmelerden küpe ve bileklik yapmak...
Özellikle yeni yıl döneminde bombalamayı düşünüyorum...

Orijinal bileklik burada 

04 Ağustos, 2011

Turistler...Seviyorum Sizi :))

Bilekliklerin bazıları ben fotoları çekemeden satıldı dün..
Valla foto çekemedim diye üzüldüm desem yalan olur :))
Ama onların yerine size şu aşağıdakileri göstersem...

Orijinal bileklik burada

03 Ağustos, 2011

Dükkanını Yapan Dişi Kuş!

Valla gerçekten çok yoruluyorum Camden'da ...
Yani stand açmak falan çok zevkli ama uzuuun uzuun standı kurması olmasa..
Resmen dükkanımı inşa ediyorum her seferinde..
Ama neyseki dünkü satışlardan sonra yorgunluğum bi nebze de olsa hafifledi..
Yine favori tel örmeler ve yeni yaptığım bileklikler :))

Orijinal bileklik burada

02 Ağustos, 2011

Böhüüüü...

Ah ah... Kederliyim bugün yine ey sevgili kolyekolikler..
Onguncum gitti yine Malezyalara... Hem de 10 günlüğüne...
Atayım kaçayım dedim kendimi sokaklara..
O yüzden Camden yolcusuyum bugün yine...
En az 5-6 gün hergün stand açıyım diyorum..
Bugün benim için çok kolay bi dua edebilir misiniz?
Hemen söylüyorum;
"Tanrım, bugün kolyekolik Camden'da güzel bi yerden stand bulabilir mi acaba, mümkünse? 
Hem yazık kocası da yok, bak, çok üzülmüş!! Amin!"
Şimdiden dualarını esirgemeyen halkıma çook teşekkürler...

Orijinal bileklik burada...

01 Ağustos, 2011

Benim Bilekliğin Cover'ları da Oldu!

Şimdi her zaman dergilerden, ünlülerden, adalardan, modalardan, rüya aleminden, kafadan takılar üret üret nereye kadar kolyekolik sevenler!!!
Bazen de insan kendi takılarından gaza gelip farklı boncuklarla değişik versiyonlarını yapmak istiyor!!
Tıpkı geçen hafta bana olanlar gibi..
Her zaman keyifle, ayıla bayıla taktığım bilekliğimin modelini o kadar çok seviyordum ki elimdeki boncukları neden bundan biiiiir sürü bilekliğe çevirmeyeyim dedim...
Orijinal bilekliği 1-2 sene önce annecüüüm önemli gün ve haftalarda Ankara'da AKM'de açılan fuarda standı olan, kendi giydiği kıyafetlerle de acaip tarz olan çoook cici bir bayandan almıştı...
Ben de ondan esinlenip ne zamandır aklımda olan bilekliklerden yaptım...
Sonuç; aşağıda orijinal bilekliğin yanında 3 adet duran ufo görmüş masum bileklikler...
Çok yakında yenileri de gelicek... Hissetmiyorum.. Yaptım, biliyorum :))

14 Mart, 2011

Anneanne Evinde Her Zaman Karıştırılacak Birşeyler Bulunur :)

Anneanneme gittiğimde büyük bi "yün kaynağı" bulacağımı biliyordum...
Buldum da :)
Önceden ördüğü birbirinden güzel kazaklardan arta kalan yünler, artık kolyekoliğin malzeme kutusunun birer parçası oldular...
Onlardan ilki mavisinin çooook hoşuma gittiği ve bileklikte kullanmak istediğim bu yündü...

09 Mart, 2011

Biz Bi Deneyelim De...

Bu uğur böcekleri hepimize uğur getirebilirler mi acaba?
Bekleyip görelim :) ...

01 Mart, 2011

BonnyFood'un Lezzetli Şekerlerinden Geriye Bunlar Kaldı!

Yani bi insan bu kadar mı gaza gelir!!!
Demiştim ya bu aralar deli gibi boncuk dışında farklı malzemelerden kolye yapma isteği var diye... İşte geldiğim son nokta!!
Kızların BonnyFood'dan gönderdikleri lezzetli şekerlerden çıkan çiçeklerle bileklik yaptım!!!
Ahhahaha yaptım oldu valla...
Beğenenler beğenmek isteyenlere anlatsın! :)

28 Şubat, 2011

Yağmur Çamur Dinlemedik!...

Pazar günü "Haydi Artık Çevremizi Tanımaya Başlayalım Etkinlikleri" kapsamında kraliçenin gözde yazlığı, yüzyılların haşmetli Windsor Kalesi'nde ve dünyanın en ünlü okulu olduğu google kaynaklarınca bildirilen Eton College'daydık... 


12 kişilik dev organizasyonla , önce kalenin içinde ordan oraya kültürlendik... Ardından da Eton College bahçelerinde grubun ortak kararıyla adlandırılan +50 yaş yürüyüşleri yaptık...


İnanılmaz şirin mekanlardı... Her zaman, gittiğimiz yerlerde düşündüğüm bişey var... Bence asıl ülke deneyimi, neresi olursa olsun merkezin dışında gidip görülen kasabalar... Merkezlerin hep turistik ve biraz daha gerçeği gizleyen yerler olduğunu düşündüğümden, gerçek deneyimin bu şirin kasabalarda yaşandığını ve kültüre dair daha çok şey görüldüğünü hissederim...  


Böyle dolaştık, dolaştık, üstüne şom ağzımızı açıp yağmuru yağdırıp, dibimize kadar ıslandık... 12 aç ve gezi yorgunu insanı besleyebilme potansiyeline sahip alternatif bi restaurant-otel kırması yerde midelerimizi mutlu ettikten sonraaaa muhteşem zamanlamayla kalkmasına 4 dakika kala trene yetişip köyümüze geri döndük... 

Dönüşte Janberk, Ayşenur, Can ve Ezgi dörtlüsüyle altılı oluşturup Bilkent-Odtü geyiklerinin, Mega Hafıza Teknikleri Kelimelerinin :))) (dan-çın/ poster-iti/kazım,vs.) dibine vurduk... Ama en babası Beyrut restaurantına gittiğimizde menüde gördüğümüz "beirut tavouk"a saatlerce  "what is daaavuk" mavrasını atarak garson kadını çıldırtmamızdı :))) ... 

Gezdik, gördük, kültürlendik, güldük ve bugünkü bilekliğimize döndük... Yine bir paşabahçe- kolyekolik dayanışması.. Bu sefer Karum- Bedestenden alınan uğur böcekleriyle :)


24 Şubat, 2011

Eminönü'nün Yerini Tutmaz..Amaa...

Bugün, internetten gözüme kestirdiğim, Covent Garden'daki bi boncukçu dükkanını ziyaret etme fikrim var...
Aslında yeni şeyler almamam lazım... 
O kadar çok birikti ki aldıklarım... 
Koyacak yer bulamıyorum artık... 
Ama fikir edinmekte fayda var diyip ilk tanışmamızı gerçekleştirmek istedim... 
Önceki kadife bileklikten farklı olarak da bu bilekliği 3 renk ve küçük toplar ekleyerek yaptım...

27 Ocak, 2011

Dido, Ankara Semalarında!

Şimdi madem Ongun Bey 5 hafta yok...
E ben de buralarda gezdim mi? gezdim...
Sonra bakınırken uygun fiyatlı ve direk Ankara'ya giden bi uçak buldum mu? buldum...
O zaman ben bi Ankara yapıp geliyim... 
Hem de 2 hafta :)
Hatta Ankara'ya gitmişken dedemlere de gidiyim...
Mıncırıyım yanaklarını tontonlarımın, geliyim...
Bu arada siz Paşabahçe'den gelen hediye kutularının üzerindeki keçe kurdeleleri napıyosunuz?
Atıyor musunuz? 
Yoooo sakın! Bakın yün bilekliklerle nasıl da şekil duruyorlar :)

26 Ocak, 2011

Serdar Ortaç Yeni Albüm Çıkarsın, Ona Bile Razıyım!

ya galiba ben "yaz" ı özledim... 
böyle sıcak sıcak, içimiz ısınsaydı, 2 dakkada elbiseleri, sandaletleri giyinip çıksaydık...
yayılsaydık bağlarda bahçelerde... iyi olmaz mıydı yav? şöyle bi neşemiz yerine gelmez miydi?


hava soğudukça ben de bu yün bilekliklerden yapıyorum... 
daha önce morunu yapmıştım.. şimdi de kırmızısını... keçe çiçeğiyle birlikte...

13 Ocak, 2011

"Antibiyotiğimi Seviyorum" Kampanyam!!!

Zamanlamaları hep bu kadar harika yapmak zorunda mıyım acaba? Ongun gitti ve ben yatağa düştüm.. Hasretten ince hastalık falan diil tabi ki, gitmeden önce bana anı olarak bıraktığı mikroplar..  Ama yine sağlam vurdular.. Yatak döşek yatıp, yenilgiyi kabullenip, antibiyotiğimi aldım :( ... Hastalığıma hürmeten bugün sakin bi bilekliğin resmini yayınlıyorum... Sakin, huzurlu, yeşilli, siyahlı, bordolu...

30 Aralık, 2010

Tangiller Malikanesi...

Gelen yoğun istek üzerine işte evimiz :) ... Dış cephesi, iç cephesi ve pencereden görünen kilise manzarasıyla :) Toplamda 8 daire var.. İkisi bodrum katta...Bizim dairemiz giriş katta sağda, içeriden ışık gelen daire.. Şimdilik en üstte kattaki İngiliz çiftle tanıştık... Apartmanın içi ev gibi olmasına rağmen insanlarla çok sık karşılaşmıyoruz... Ama bi ses duyunca da "A biri çıkıyo, kapıyı açıp, evden çıkıyomuş gibi yapıp, tanışsak mı acaba" diye çaresizliğe düştüğümüz zamanlar da olmuyo diil :)
Evin içine gelince, dün de söylediğim gibi minik, şirin, ufak bi daire :) Salondaki dolaplarımıza dikkatinizi çekerim :)  Mutfağımız bayaa bomba.. İnce upuuzayıp giden bi mutfak... 2 kişi içeri girince bayaa komik şekillere girebiliyosunuz :) Ama bizim çekirdekliğimiz için yeter şimdilik :) Zaten daha büyüklerini bulmak epey zor.. Londra'daki en zor iş bence ev bulmak, bi de istediğin gibi bi ev bulmak...
Cumbalı penceremizden dışarı baktığımızda ise sıra sıra evlerin olmasını tabiki tercih ederdim :) ama ya yardan ya serden demiş atalarımız... bize de bu kilise çıktı :) Bi de burada emlakçıların bir reklam olayı var... Bence güzel fikir :) Ben sattım, ben kiraladım diye kiralanan evin önüne kocaman ilanlarını koyuyolar... Bizimki de Dexters olarak hala durmakta...
İşte şimdilik böyle... Çıtı pıtı evimiz ve biz buralarda takılıyoruz... Tekrardan takılara dönünce eve daha da bi ısındım :) .. Hatta bu soğuk günde Hamarat Diva'dan öğrendiğim ve daha önce de denediğim, insanın bileklerini ısıtan bu sıcacık mor yün bilekliği yaptım... Rengarenk uçuşan sevgi kelebenklerim nasıl? :))

01 Temmuz, 2010

Gecenin Notları...

Eveeeet e bi yıldönümü daha geçti...
E akşamı da geçti..
E bi yerlere de gidildi..
E o yer beğenildiyse blogda bi bahsedilsin di mi? :)
Biz seviyoruz böyle özel günlerde hiç denemediğimiz yerlere gitmeyi...
Özel, boğaz manzaralı munzaralı yerler seçmeye de çalışıyoruz...
Dün de Ongun Taksim Gümüşsuyu'nda öyle bir yer seçmiş...
Pucci Plus
Bi kere çok sıcak bi ortamı vardı..
Manzara zaten internet sitesinde size göz kırpacaktır zannımca :)
Bize servis yapan garsonla sanki senelerdir tanışıyomuşuz gibi bi muhabbetimiz oldu :)
Yemekler de İtalyanvari olup gayet lezzetlilerdi...
Yani bir gecemizin daha sonuna gelirken, her gecemizin böyle keyifli, SAĞLIKLI, HUZURLU
geçmesini temennileyerek geceyi bitirdik :)))
Pek bi kedi gibiydik yani dün akşam ....

Bugün de sabah kalkıp oturdum blogun başına,
hem kısa bi özet geçiyim dedim belki faydası olur mekan seçimlerinizde diye
hem de 
kolye-bileklik takımının resmini koyiim dedim...





(Dipsos not: Sakın ama sakın restaurant bloguna falan dönüyorum zannetmeyin:) .Son zamanlarda öle denk geldi).. Takılara ihanet olmaz :)

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails