30 Haziran, 2011

Didem Kalp Ongun!

Hem 12 senelik beraberlik...
Hem de son 4 senesinde 30 Haziran itibariyle evli olmak... 
O zamaaan nice 12x4'lere diyip bi devlet bahçeli denklemi oluşturabilir miyim? :)

27 Haziran, 2011

Yatırım Yapmak Lazım!

"Kolyekoliğin Standını Güzelleştirelim Vakfı" etkinlikleri çerçevesinde Peşembe günü Covent Garden Sass&Belle'den bu iki krem renkte kolye askılığını ve peçeteliklerimi içine koymak için de tahtadan ama sevgi dolu kalbi aldım.. Sass & Belle'nin sayfasını ziyaret etmek isterseniz işte tam burada!

24 Haziran, 2011

Biri Beni Tutsun!

Dün Leicester Square'de gezinirken gözüme göründüler zannettim... Dev vitrinden içeri baktığımda her yer rengarenkti... Nasıl mı? Tabi ki M&M's oyuncakları, magnetleri, bardakları, t-shirtleri ve tabiki tüpleeer dolusu şekerleri sayesinde...
Evet günlerdir beklenen M&M's London açıldı... Benim gibi m&m's tutkunlarının gözünü döndüren 4 katlı mağaza, her yaştan insanı içine alıp suratında kocaman bi gülümsemeyle dışarı çıkarıyor :) Ben de hemen kendime 2 adet m&m's kupası ve 1 torba tüplerden akan m&m's şekerlerinden alıp bu mutluluğu tattım :)
Akşam üzeri Ongun'la buluştuktan sonra hemen bu güzelliği onun da görmesini istedim ve tekrar mağazaya gitme fırsatını yakaladım :) ... Aslında kamp kurup orada mı yaşasam?!?!



Bunlar da kupalarım :))

23 Haziran, 2011

Tefal! Bi de Kendi Kendine Ütü Yapan Ütüyü Düşünseydin Ya!

Öncelikle bi tebriği hakettim sanıyorum...
Ne için mi?
Dün ütülediğim 14 gömlek, 3 elbise, 3 polo yaka tshirt, 1 yemek masası örtüsü ve 1 yatak takımından sonra...
Haketmemiş miyim? Elinizi vicdanınıza koyup karar verin :)
Lacivert mumlu ip örme ve beyaz kolye ucum imdadıma yetişti de hayatta ütüden başka şeyler olduğunu da hatırladım :)

21 Haziran, 2011

Dı-Kı-Ni-Ye Diye Sen Dalga Geç Yıllarca, Sonra...

Ben bi koku manyağıyımdır...
Sadece parfüm olarak diil, genel anlamda her çeşit kokuya karşı aşırı bi duyarlılığım vardır...
Bazen güzel, bazen de rahatsız edebilen bir özellik :)
Ufak girizgahtan sonra direk olaya giriyorum;
"DKNY Be Delicious"
Olay şudur ki, parfumlerim genelde fikstir.. Dön dolaş 1-2 denemeden sonra yine eski parfumlerime geri dönerim... "Hermes- Eau de merveilles, Lancome- Poeme, Thierry Mugler- Alien" benim üçgen çize çize, döne döne kullandığım parfümlerimdir... Arada bir farklılık olsun diye başka parfümler de denerim ama yok bu üçünden çok memnunumdur her zaman...
Stick deodorant konusunda ise durum farklıdır.. daha doğrusu farklıydı... Tek kullandığım stick, Amway'in roll-on'uydu... Hayatta değiştirmem, kimse beni vazgeçiremez ondan diyordum.. Ta ki Ankara gezisinde Bahar beni DKNY Be Delicious'la tanıştırıncaya kadar... Süper elma kokusuyla, gün boyu süren ferahlığıyla :) geç tanışmışız biz arkadaşla valla... Bence gidin bi deneyin, sonra da edinin, pişman olmazsınız gibi geliyor bana :)

Bugünkü kolyekoliğin kolyesi ise şekeeeeerrrr gibi pembe fular ve uçuk pembe renklerdeki dopdoğal opal taşlarından... Bi de aralara eklenen pembe çek kristallerini ve cam incileri de unutmamak lazım tabi :) .. 

20 Haziran, 2011

Büyük Misafir...

Hem Cumartesi hem Pazar Camden'daydım...
Havanın azizliğine uğramamızdan dolayı çok fazla gelen giden olmamasına rağmen benim için güzel bi 2 gün geçti...
Çünkü yanımda ilk defa market deneyimi yaşayan Ongun vardı :))) ... 
Beraber standı kurmanın, insanlara gelen kolyeleri anlatmasını seyretmenin üstüne var mı başka bişi? ... 
Bundan sonra her standa bekliyoruz sizi Ongun Paşaaaa...




17 Haziran, 2011

Sıradaki Peçetelikler Gelsin...

Cuma'ya rağmen anlamsız bir rehavet son sürat üstümde dolaşıyor...
Ne yapmalı, bilemedim! 

16 Haziran, 2011

Kolye İstemedin Mi? Gelsin O Zaman .....?

Kolye yapımına bir süreliğine ara vermek istemiş kolyekolik ne yapar?
Tabi ki peçetelik!
Aşağıdaki 2 çeşit peçetelik spor takılmak isteyen olursa diye :)

13 Haziran, 2011

Mikail.. Bilmem Farkında Mısın? Haziran'ın Ortasındayız?!??!

Yazarım, hoşçakalına gerek yok falan filan demiştim ama öyle yoğun bi Türkiye seyahati oldu ki bu sefer, bloga girecek vakit bulamadım... Doyamadım! Bildiğiniz ne aileye ne arkadaşlarla gezmeye doyamadım... Çok kısa geldi bana bu 10 gün... Göz açıp kapayıncaya kadar falan diil bu sefer daha gözü bile tam açamamıştım... Ama Ongun'la karar verdik!! Bundan sonra aklımıza estiğinde oradayız.. Tüm camiaya duyurulur :) ... 

Yine orada da duramadım tabi... İki arada bir derede yeni malzemeler aldım.. Ama bu seferkiler metal ya da bakırdan ziyade desenli renkli kurdeleler üzerineydi... Artık yaptıkça "bakın bu yeni aldıklarımdan" derim :) ...

Bu arada TR'deki sıcaklardan sonra buraya gelince bi derece şoku yaşadık... 14 dereceyle karşımıza çıkan bi Haziran, insan psikolojisini nerelere götürür hep birlikte ilerleyen günlerde görücez :) 

Bu arada "ne maharetli kız yav, dün geldi bugün bi kolye patlatmış" demeyin!! Gayetten de yolculuktan önce yaptığım kristalli, sedefli, kaplan gözlü fular kolye :) ...

02 Haziran, 2011

Burnuma Anne Yemeği Kokuları Geliyor!...

Eveeeeeettt... Günlerdir çekirdek ailemiz tarafından beklenen an geldiii...
Ufukta Türkiye yolları göründü... Hem de öyle uzak falan diil.. hemen bu akşam!!! 
Ben bavul mavulla uğraşırken size de son yaptığım kolyeyi göstermek istedim...
Aralardan bi yerlerden bulduğum küçücük bakır kolye ucuna bu gülleri sıkıştırıp yapıştırıcam diye canım çıktı ama sonunda yaptım galiba bişiler :)
Arada oralardan da bişiler yazarım.. Önceden yaptığım kolyeleri kolyarım diye düşünüyorum.. O yüzden hoşçakalına falan gerek yok galiba :) ... 

01 Haziran, 2011

Amcam O Etekle, O Rüzgarda Üşümedi Yaaa!!!

Bu seferki cikletten çıkan tatilimizi de İskoçya'ya ayıralım dedik eşim ilen... Kendileri bir gezi fatihi olarak -ki googleda ilk sıradaki yerlerini almış olan gezi rehberlerinin sahibidir kendileri- öyle buyurdular (unutma bu kıyağımı Ongun Tan!)... Bize de uymak düştü tabiii... Edinburgh'a 4 saatlik bir tren yolculuğunun sonunda ulaştık.. Tren acayip keyifliydi çünkü yan masamızda ufak çapta bir İngiliz usulü kına gecesi düzenlendi :)... İçkiler, pencerelere yapıştırılan geline ait fotolar, börek çörekler eşliğinde şehre vardık... Edinburgh ile ilgili en bomba olay havası!!! Biz böyle bişi görmedik kolyekolikçiler... Hava şöyle ki;
- Ongun bulutlar geliyo
- Ongun yağmur başladı
- Ongun şemsiyeyi tutamıyorum.......
(20 dakika sonra)
- Ongun şu şemsiyeyi tut da montumu çıkarıyım, piştim
- Dur esti biraz montumu giyiim
- Dur çekme, yüzümdeki saçları çekiyim (o sırada tornado şeklinde bir rüzgar).......
(20 dakika sonra)
- Ongun şurası kapalı, koş, oraya kaçalım
- Ongun sırılsıklam oldum
- Ongun geçti heralde, caddeye çıkabiliriz......
Resmen böyle geçti 2 günümüz... Zaten işi mavraya vurup günü ikiye ayırdık yaz ve kış diye... Yaz geldi haydi dışarıdaki gezmelerimizi yapıyoruz, kış geldi hooop içeri giriyoruz.. Artık belli bi süreden sonra zaten şemsiyeyi falan sallamayıp direk montlarımızın şapkalarıyla  korunmaya başladık... Bu bomba havadan sonra şehre dönersek, şehir çok güzeldi... Bi kere acaip gotik bi şehirdi.. tabi bu hissi hissetmemizde bizce havanın da büyük önemi vardı.. İnsanlar Londra'ya göre çoook daha sıcak kanlıydı ve naziklerdi.. bayıldık, bayıldık... hatta bi ara "Türkmüş bunlar ollum eskiden" diyerek kendimize o kadar bi yakın hissettik hepsini ayrı ayrı... "Royal Mile" denen caddede baştan sona uzanan tarihi yerleri ve caddenin sonundaki Edinburgh Kalesini çok sevdik, evimiz olsun istedik...
İkinci gün ise İskoçların meşhuuuur kahramanı Mel Gibson (iğrenç İskoç esprisi yaptım size, oralarda bu espri çok tutuluyo) pardon William Wallace'ın özgürlük için cepheden cepheye savaştığı Stirling'deydik... Çook güzel bi yürüyüş yolundak tırmandık tepeye.. Dakika geldi yaz, dakika geldi kış oldu tabiii... Ama sonunda ulaştık kaleye...Valla Braveheart nesli olarak gidin görün ama bir mekan bu kadar mı kötü restore edilir bre... Dıştan insanın tarihe olan saygısını depreştiren bu kale, içine girdiğiniz anda duvarlarında sarı plastik boyaya eşlik eden yeşil plastik şeritleriyle tam bi hayal kırıklığı oldu bize... Biz de verdik kendimizi manzarasına... 
Son gün ise Pencaitland'daki Glenkinchie Distillery'sinde İskoç viskilerinin nasıl yapıldığıyla ilgili bir tura katıldık... Ama bana açıkçası dönüş yolundaki manzaralar, evlerin ve bahçelerinin güzelliği daha dikkat çekici geldi.. (Üzgünüm Ongun :) )... 
Havasına, suyuna, taşına, toprağına, Sincan feda bir tek dostuma diyip bu gezi yazısını da burada noktalıyorum! 

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails