31 Ağustos, 2010

Yapı Değişikliği

Bugün kolyekoliğe ilk defa gelenler için bir değişiklik var gibi görünmeyebilir... Ama eskiler blogger altyapısının nimetlerinden ölümüne yararlandığımı anlamışlardır :) ...Sayfanın üst kısmına Anasayfa, Kolyekolik Kim Acaba?, Bir Sorum Olacaktı gibi menüler ekledim..

Ayrıca Picassa hezimetimizden sonra fotoları flickr'a da yükledim.. Toplu olarak kolye fotolarını görmek isterseniz Toplu Kolye Albümü menüsünden hem foto hem de slide show şeklinde fotolara ulaşabilirsiniz..


Kısa süreden beri facebookta da kolyekolik sevenleriyle buluşuyor :) Oraya da Facebook'tan da Takipte Kalın menüsünden ulaşabilirsiniz...


Tabi göze çarpan değişiklik, heyüla büyüklüğündeki bannerım oldu.. Yeni resimlerle güzel bi açılış görüntüsü :)) 


Gelelim bugünkü kolyemizeee... Şu yazımda da sözünü ettiğim Hobi Dünyası takı dergisinden accaip hoşuma giden bi kolye.. Yalnız kullanmıyoken kolyeyi çok iyi koruyup kollamak gerekiyo ki zincirler birbirine dolanmasın.. Görüntüsü aynen bu şekil, zincirler üst üste binmiş gibi... Mankenliğim hakkında ise fazla söze gerek yok... Sizler için çiğ tavuk bilem yerim :))))

26 Ağustos, 2010

Yarı Insomnia ...

İki gecedir nedense çok geç saatlere kalıyorum uyumak için...
Gözüme uyku girmiyo kıvamı!
Dün de öyle bir modda salınırken, normalde hiperaktif çocukların dışında sakin olan apartmanımızda biri sinir krizi geçirdi.. Gece saat 00:35 falan :) .. Hangi daire olduğunu çözemedim ama sağlam kendini kaybediş oldu... Bugün ses seda yok şimdilik... 
Gecenin bi körü, o tarz durumlarla karşılaşınca benim hep kalbim falan çarpar.. Pır pır pır.. 
Gerim gerim gerilirim ben de, öfffff kötü bi durum...
Geceler böyle ama iki gündüzdür de harika vakit geçiriyorum :) İmge'yle IKEA fethi mi dersiniz, kızlarla Cadde'de uzuuuuun sohbetler mi dersiniz.. Tam bi "mutluluk biti"yim..
Bu arada IKEA'da alışveriş sepetine koyduğumuz eşyaları koltuğa boşaltıp alışveriş sepetimizi götüren kişiye sesleniyorum;
Üzgünüm ama ÖKÜZSÜN!!!!

24 Ağustos, 2010

"Dreamcatcher"lar ... Nerdesiniz?

Ben ciddi bi "rüya görücüyüm"...
Evet evet ... Deli gibi rüya görürüm ben.. 
Uyurum.. Rüya görürüm.. Tam o anda çişimin geldiğini görürüm.. Uyanırım.. Hakkat gelmiştir.. Hallederim o işi.. Uyurum.. Kaldığım yerden devam ederim falan o derece piskopatlık kıvamında... 
Çoğu rüyam da çıkar... Eskiden görürdüm.. Anlatmazdım kimseye... Çıkardı... Sonra "a ben bunu rüyamda görmüştüm" diyince herkes dışından "a hadi ya" diyip, içinden "hadi len" derdi... :) Bilirim...
Artık saklamıyorum.. Gördüğüm an anlatıyorum... 
Anneannemden geçtiğini falan söylüyolar bu özelliğin...
Bazen çok güzel de, kötü rüyalar görünce tadı kaçıyo işin... 
Tıpkı bu geceki gibi... 
Günü bile mahvetmeye yeter...
Rüyam mı? Bugünkü bana kalsın!!! ... 
Siz kolyelerle idare edin...

23 Ağustos, 2010

Rapor Veriyorum!!!

Hafta sonumuz dolu dolu geçti desem... Hem de bayaaaa :)) 
Cuma akşamı Ulaş ve Özge'nin keyifli akşam yemeği ile başladı hafta sonumuz...
Cumartesi günü sitemizin nimetlerinden olan havuzdan faydalanalım dedik.. 
Tabi havanın el verdiği ölçüde.. 
"Mikaiiil, sesimi duyuyo musun?? Bugünlerde kafan karışık heralde.. Bu havalar ne böyle kuzum??"
Arkasındaaaaan cumartesi akşamımız FERZAN ÖZPETEK'le anlamını buldu... 
       Peteğinde balın olsa, ben yerim, bana getir!!!! O derece seviyoruz ailecek filmlerini...
       Serseri Mayınları eğer hala seyredemediyseniz "hemen diyorum" koşun bulun bi     
       yerlerden... Pişman olmayacaksınız...
Pazar günü evimizin dibindeki -İstanbul mesafeleriyle dibi sayılır- Beylerbeyi Sarayı'nı biz görmedik, görelim dedik... Aman hallahım, manzaraya dibim düştü... İnsan, rıhtımında yürürken kendini Valide Sultan zannediyor yav... 
Çıkışta ise İmge ve İso'yla beraber ailecek Taksim Musafir'e gittik... Musafir bir Hint Lokantası... Recep Paşa Cad.'de... Beyoğlu Evlendirme Dairesi'nin karşısına denk geliyo.. Farklı tatlar arayanlar için ideal (ahahah gurme edasıyla fikir vermeme ne diyosunuz??) ...
Akşamsa Serseri Mayınlar'la farkına vardığımız film özlemimizi, Vicky Cristina Barcelona ile azaltmaya devam ettik... Woody Allen filmi olur da kopuk olmaz mı?? Oldu :) ... Çok eğlendik...
       Yani iki filmi özet geçersem "ikili ilişkilerle ilgili bayaaa ilginç filmler" seyrettik :))) ...
Şimdi yeni bir hafta... Yeni blog konuları... Yeni kolyeler... Yeni gelişmeler...

20 Ağustos, 2010

Tahtalarla Aşk Başkadır...

Bilmiyorum hiç gözünüze çarptı mı ama biz bu tahta boncuklarla bir nevi AŞK yaşıyoruz ... 
Rengarenk durdukça onlar tükkanlarda, kendimi tutamayıp dalıyorum hepsine.. 
Yine aldım bi sürü Salı günü... 
Bakalım ne hain planlarla ortaya çıkmaya devam edicekler :)))

19 Ağustos, 2010

İmge Tan Yardım Vakfı!!!

Geçen haftalardan birinde İmge bize bi geldi, bi anda Kızılay geldi zannettim :)
Eli-kolu Hobi Dünyası takı dergileriyle dolu... Hem de Cd'leriyle birlikte... 
Valla çok hora geçtiler, hepsi ayrı ayrı... 
Şimdi beynim durduğu zamanlarda, ya da bi bakiim yav neler vardı dediğim sıralarda açıyorum bi sayfasını, yeni bi teknik öğreniyorum anında.. 
Cd'leri seyretmek -tabiki- görsel ve işitsel olduğundan çok daha anlaşılır.. 
Yani peeeeeek bi mesudum,sormayın yeni dergilerimle...
Aşağıda da o dergilerden birinden öğrendiğim örgü tekniğiyle kahverengi iplerden ve tahta boncuklarımdan bi kolye yaptım...

18 Ağustos, 2010

Kafasızlığım Tutar Bazen!!!

Bu sıcakta yapılması gereken son şeylerden birini yapıp dün Eminönü'ne gittim...
Klimalı dükkanlardan dışarı neredeyse ağlayarak çıkıcaktım "hayıııır, gitmek istemiyoruuum" diye...
Ama güzel bişi keşfettim.. Sabahın köründe gitmek gerekiyomuş, daha rahat alışveriş yapmak için!
Kimsecikler yoktu ilk başta.. oooohhhh rahat rahat topladım malzemeleri, çok abartmadan :)


Bu arada benim 2 adet Eminönü çantam var :) .. Tema vakfına yaptığım bağışla aldığım bez, acccaaaip rahat çantalar.. Birine cüzdan, gözlük, ıvır zıvır, hatır, hutur dolduruyorum.. Öbürüne de aldığım malzemeleri... Dün tam dolaşıp yorgunluk+sıcaktan herkese "canıııım ne tatlı insanlarsınız siz öle" diye sırıta sırıta bakınıp gezerken, dükkanlardan birinden; 
         Bağıran Teyze: "Pist Temaaaa, Temalı çantalı kııııızzz" 
diye bi ses duydum.. Halla halla diye dönüp bayana bakınca, bana doğru geldiğini de görünce "evet, buyrun, benim" diyesim geldi... Sorulan soru ise daha da dumur yaşattı o sıcakta;
         Bağıran Teyze:"Sen Tema'da mı çalışıyosun..Çantalardan birini bana versene ??**!?*!!?"
         Ben: Hönk! diye geçirdim içimden.. "Yok teyze, Tema'da çalışmıyorum.. İçinde hepsinin eşya var.. Kusura bakmayın" ... 
Ne diyim bilemedim ki... Demek ki öyle bi izlenim oluşturmuşum insanların kafasında... Hayır, severim Tema'yı, ağacı, börtü, böceği de, çanta benim çantam.. Ne alaka :))
Neysecüme, baktım sıcaktan herkesin beyni dönmeye başlamış, dedim doğğğğğğru eve... Gelir gelmez de yeni paketleri açmadan önce eski malzemeleri kullanıyım da dolaplar boşalsın diye, Hobi Dünyası dergisindeki modelden esinlenerek, hint boncukları, mumlu ip ve metal aparatlardan oluşan, Ongun'un deyimiyle "kolyeci dükkanını" andıran bu çılgın kolyeyi yaptım.. 

17 Ağustos, 2010

Her Sene Bugün!

Aradan tam 11 yıl geçti...
Yalova'da annem, babam, anneannem ve dedemle yaşadığımız o gecenin üzerinden...
19 yıl, her yaz gidilmesi dört gözle beklenen, her yazın sonunda ayrılması bünyede bunalım yaratan..
Aydın 4 Sitesi...
O yazın ise, zorunlu ve sonsuz bir ayrılık olacağını, 
hayatım boyunca içimde kocaman bi yumru olarak kalacağını hesaba katmamıştım ki!

Saat 03:02...
O büyük uğultu ve kabullenmek bile istenilmeyen son!


Göçükten beşimizin de canlı olarak çıkması hala tek teselli...
Geriye ise yıkılmış bir ev, peşi sıra anılar, o an yaşanan acılar ve 1,5 yıllık bir tedavi kaldı... 


Şimdi bile dışarıdan gelen yeni biçilmiş çim kokusu, parklarda çimlerin üzerindeki renkli top şeklinde gece yanan lambalar, dondurmacıdan alınan bisküvili kornet, bakkallardaki ekmek dolabının kokusu, dalya oynayan çocuklar, likidgaz, Ayşe kadın fasulye, belki çoğu kişiye hiçbir şey ifade etmez ama benim için hepsi Yalova'yı hatırlatan şeyler...


Bi de 11 yıldır her sene 17 Ağustos'ta doğum gününüz kutlu olsun diye arayan Güven Teyzem var!
Tebessüm ettiren...


Çok isterdim bir daha bu acılar yaşanmadan önlemlerin alınmasını, 
ama sadece başımıza gelince anlıyoruz olayın vahametini...

16 Ağustos, 2010

Dönüş Yolu...Önce İstanbul'a, Sonra Kolyelere...

Anne baba yanına gidip de sevgi, ilgi, alaka, şımartılma yüklenmeyen var mıdır?
Son 10 günüm bu şekilde geçti..
Bayıldım ben bu İstanbul'dan kaçış olayına bu sene :)
Zaten oturduğun yerde gözeneklerinden su çıkışını 
an be an görme seanslarından kurtulmanın kolay yolu kaçış.. 
Ne sıcaktır bu yahu!!
Gittim, bizimkileri gördüm, geldim.. 
Dönerken de 5 saatlik yolda sıcağı sıcağına Leyla'nın hikayesini okudum...
Gerçek hayat hikayesi...
Bence savaş sırasında kadın olmanın ne denli ZOR olduğunun çok açık bir göstergesiydi 
Leyla'nın hikayesi... 

Bilmem farkında mıydınız :) ama ben yaklaşık 1 aydır kolye tatili vermiştim kendime :)
Artık malzeme alışverişine çıkıp, yeniden yeni kolyelerle 
kaldığım yerden devam edebilirim galiba...
Çok oldu bu ara :)

06 Ağustos, 2010

İnternetin En İyi Gezi Rehberi...

Bugün burada güzel bir açılış için toplanmış bulunmaktayız... Öhöm öhöm!!!
Sevgili eşim Ongun, birkaç senedir gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında, 
herhangi bir tura dahil olmadan, gezip gördüğümüz yerlerin rehberlerini yapmakta... 
Roma Rehberiyle başlayıp, insanlardan çok olumlu geri dönütler aldıktan sonra bu rehberlerin gerisini de getirmeye karar verdi...
Rehberlerin en önemli özelliği -geyiğe girmeden- ÇOK PRATİK olması...
Ulaşım, yemek, konaklama önerileri...
Ufak tefek ipuçları...
Gezi planları...
Eminim siz de bu ücretsiz rehberlerde işinize yarayacak güzel bilgiler bulabilirsiniz...
Bugün de son tatilimiz BOSNA HERSEK- HIRVATİSTAN GEZİ REHBERİ'nin açılışını yapıyoruz :)
Bundan böyle sağ kolonda http://gezirehber.in/ adresinin resmine tıklayıp 
rehberler dünyasında gezi yapabileceksiniz :) 

05 Ağustos, 2010

Sarajevo, 1992-1995/2010

Ve son gün...
Ve Saraybosna...
Ve çoğu yerde boğazımızda düğümlerle gezdiğimiz mekanlar...
Hüzün hakim sanki...


Tabi bir anda havanın inanılmaz bi şekilde 40 dereceden 12 dereceye inmesi ve etrafta yıllar önce şehrin neredeyse yok olmasına sebep olacak olan dağlara inen pusun da etkisi var bu hüzünde...
O dağlardan şehre resmen bombalar yağmış, keskin nişancılar sivillere ana caddelerde ölüm kusmuş... Öğrendikçe hikayeleri sessiz sessiz geziyoruz Ongun'la... 
Evlerin duvarları, pencereleri... Herşey savaştan izlerle dolu... 
Tıpkı Mostar'daki gibi...
Şehir, 1.Dünya Savaşı'nın çıktığı yer olan Latin Bridge, binalar, bombalanan Markale Pazar Yeri derken sıra geliyor Umut(Hayat) Tüneline... 300.000 Saraybosnalı'nın kurtulmasını sağlayan, 800 metre uzunluğunda, 1.55 m yüksekliğinde, 1m genişliğindeki Tünele... Bugün sadece 25m'si kalan tüneli geziyor, içindeki videoları seyrediyoruz... sadece seyredebiliyoruz... 
Yine de toparlanmış şehir... Onca acı onca yıkımdan sonra, biraz da olsa toparlanmış... 
Boşnak, Sırp, Müslüman, Hristiyan şu anda birlikte yaşıyorlar... 
Uçakta tanıştığımız Boşnak teyzenin bize söylediği gibi ... 
"Sanki hiç savaş olmamış gibi" ...
Turistiz sonuçta...
Hadi diyoruz bi Başçarşı'ya gidelim... Sonra mini Kapalıçarşı'ya...  Tarihi yerleri görelim... 
Karnımız acıksın Cevapcici yiyelim yanında kaymağıyla...
Gezmeye devam.. dükkanlar... çarşı... köprüler... 
Onguncuuum'un Guinness'i... Ama Saraybosna Film Festivali'nin sponsoru Heineken olunca Guinness rüya :)) ...

Saat yavaş yavaş ilerliyo ve uçak vakti...
"Bu güzel tatilin de sonu"...

04 Ağustos, 2010

Sondan Bir Önce Hvar Adası...

Ve tatilin en uzun kısmı Hvar Adası...
Kültüre ara ... Deniz, plaj molası ... 
Hvar'da olay, otelde diil Hvar'ın yerlilerinin apartment denen evlerinde kalmak...
Harbi ev!! Siz bi odada onlar bi odada... 
İlk banyodan dönüşümde evin Golden'ı Simba'yı bizim odadan çıkarken bile yakaladım o derece :)
3 gün deniz...
İlk gün sahil keşfi...
İkinci gün kiralanan 5 beygirlik pırpırla akşama kadar karşı adaların koylarının sömürülmesi...
Üçüncü gün, e bi oturalım oturduğumuz yerde diyip Hvar sahilinde yayılmaca...
Bu arada Hvar'ın akşamları da gayetten eğlenceli.. 
Sabaha kadar eski şehrin içinde halllam çok mutluyum yareppim şeklinde coşup eğlenebileceğiniz yerler var... 

03 Ağustos, 2010

Mostar Sonrası Dubrovnik Bol Köpüklü Kahve Gibi...

Mostar'da 1 geceden sonra doooooğru Dubrovnik'e gittik... Ivana'nın, eski şehrin içinde, dar sokakların birindeki, tertemiz, yepyeni yapılmış stüdyo dairelerinden birini kiraladık... Sonra da attık kendimizi Dubrovnik-Old City'e ...

Ertesi gün kalkıp lokum gibi bi Lokrum Adası keşfi de yaptık... 
Denizi, güneşi, kaya sahilleri ve güneşlenirken yanımızda bize eşlik eden tavus kuşlarıyla... 

Akşam da denizin verdiği iştahla, yedik yemeklerimizi süper manzaramızla...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails